|
Çin’in başkenti Pekin’de sabah saatleri... Daha tam güneş yerküreyi ısıtmaya başlamamış. Yaşları yetmiş ve yukarısı olan bazı insanlar yavaş hareketlerle şehrin en işlek semtine ait bir parkda toplanmış, nefes alma ve tradisyonel ‘tai-chi-quan’ hareketlerini büyük bir ciddiyet ve huşu içinde yapıyorlar.
Hele bir tanesi yaşı doksanı geçkin olmasına rağmen; yüzünde geniş bir gülümseme ile, ‘Tai-Chi’ hareketlerini adeta büyük bir vecd ile yapıyor... Bu sabah sporunu veya rituelini, milyonlarca Çinli, hergün hiç aksatmadan büyük bir keyif ile yapıyorlar. Bu ritüel ve spor karışımı ola egzersizleri yaşlı olmalarına rağmen; büyük bir ciddiyetle her sabah üşenmeden yapan bu insanlar neyi amaçlıyorlar acaba? Bu konuda verebilecek cevap tektir aslında; İnsan olmanın onuru adına, verilen emanetin korunması adına yapılıyor bu hareketler aslında! Bir nevi Çin’le özdeşleşmiş bulunan bu ritüellerin manası bir anlamda da aleni bir ‘Yüce Yaratan’a teşekkürü içeriyor.
Hayata anlam kazandırmak, şenlerdirmek ve ona şeref bahşetmek için belli ritüellerin belirli aşamalarla yapılması, bizim kültürümüze zaten yabancı bir olgu değildir. İnsanın kendini bilmesi ve onu daha iyi etüd edebilmesi için ilk olarak buna fikren hazır olması gerekir. Psikolojik olarak ve paralelinde vücutsal zindeliğin sağlanması ile birlikte yolculukların hası başlar.
‘Hedef yoldur’ söylemini kendilerine düstur edinenler, istikrar faktörünü özümseyenler, bu yolda azıklarını ve kondüsyonlarını en azından depolamış demektir. Şayet bu iki olgudan sizde yoksa, o zaman bu konularda belli bir çalışma içerisine girmek zorundasınız demektir...
Zora talip olmayanlar; hayatı kıyısından izlemekle yetinirler ancak... Kıyısından izlemek demek, ikinci, üçüncü sınıf ve daha aşağılara giden et ve kemik oluşumlarının adıdır. O oluşumlarda sadece mide doldurma kaygısı ve nefsaniyet tutsağı olmak vardır. Bu yolu seçmekte bir yoldur haddı zatında. Kendi içsel dünyamıza bigane kalmak; zaaflarımızı daha ehven tutmakla, daha derin ve görkemli bir deryayı ıskalıyorsak şayet; bu konuda yapacak pek fazla bir şey yok demektir. Zira içsel aleme yönelmek bir anlamda zora talip olmaktır. Zor ve yokuşun hitamı; esenlik ve ferahlıktır!
Kamil ve ‘ışık’ insan olmanın hem bedensel hem de ruhi bir takım bedelleri ve çekilmesi gereken sancıları vardır. Bu dünyada insan yaptıklarından sorumlu olduğu gibi; yapması lazım gelirken yapmadıkları ile de sorumlu tutulacaktır... ‘Ben çalıştım; evime ekmek getirdim, bundan sonrasına karışmam’ dediğin an alnının karışlanmaya başlandığı an demektir. Artık bu bedeli ucuz mu ödersin, pahalı mı; orasını ben bilemem! Bildiğim tek şey var o da; ‘Hayat senin bildiğinin çok fevkiindedir dostum. Biraz çaba ve azimle bazı sır perdeleri aralanmaya başlar... Tabii istek ve kondüsyonun varsa!.. |