ÇOK OKUNANLAR
YORUMLANANLAR
PİYASALAR
DOLAR
1,5285
EURO
1,9585
IMKB
59.495
ALTIN
392,68
POSTA LİSTESİ
LİNK BANKASI
GAZETELER

HAVA DURUMU
Ankara16/34 ºC
Erzurum8/24 ºC
İstanbul23/31 ºC
İzmir24/36 ºC
NÖBETÇİ ECZ.
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Taceddin Kayaoğlu
ERMENİ TASARISI ÜZERİNE BAZI NOTLAR
17 Mart 2010 Çarşamba 12:56

 

Taceddin KAYAOĞLU

 

Her yıl memleketimize bahar mevsiminin gelmesiyle birlikte ithal olarak bir mevsim daha gelir; Soykırımı Mevsimi. Yarın 4 Mart. Ermeni lobilerinin büyük bir titizlik içerisinde çalışarak olgunlaştırmaya çalıştıkları Ermeni Tasarısı yarın yine Amerika ile Türkiye'yi bir kriz ortamına getirmekle karşı karşıya bırakacak. Yıllardan beri Amerikan Kongresinden bir türlü geçirilemeyen bu tasarının bu yılki oylamada Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nden geçirilmesi sağlanabilecek mi? Başta Türkiye olmak üzere tabii ki Ermenistan'ın da merak ve dikkatle kilitlendiği en önemli gündem maddesi bu.

 

Bana kalırsa bu tasarı kuvvetle muhtemel geçecek. Çünkü Ermeni gruplarından oy alan üyeler bu konuda Ermenistan'ın istekleri doğrultusunda hareket edeceklerdir. Seçmenine verdiği sözde durması gereken vekillerin burada daha farklı bir profil çizmeleri beklenmemeli. Alt Komite'den geçecek olmasının sebeplerinden birinin de Demokratlar arasında Ermeni lobisinin etkisinin büyük olmasıdır. Bir üçüncü husus olarak da diğer Türkiye karşıtı lobilerin etkisidir. Bu konu da göz ardı edilmemelidir.

 

Tasarının Dış İlişkiler Komitesi'nden geçtiği takdirde Türkiye'nin burada nasıl bir politika izleyeceği önem kazanıyor. Öncelikli olarak, Tasarı Komisyon'dan geçse bile Kongreden geçmez, bu kesin. Geçtiğini farz edersek, Türkiye Kongreye geleceği vakte kadar esnek bir politika izlemeli, keskin politikaların sadece iki ülke ilişkilerine zarar vereceği unutulmamalıdır. Unutulmaması gereken bir konu da ABD'nin de ilişkilerin bozulmaması adına her türlü fedakârlığı yapacağı ve esnek bir tavır sergileyeceği konusudur. Tasarının Kongreye gelip oylanmasından ziyade, bu süreçte iki ülke arasında takip edilecek politikaların daha önemli olduğu kanısındayım. Tasarının yasalaşabilmesi için Kongreye gitmesi, orada da Obama'nın eline geçmesi gerekiyor. ABD'nin dış politikadaki bu kritik sürecinde Türkiye ile limoni bir ilişki içerisinde olmasına Obama'nın “Evet” diyebileceği mümkün gözükmemektedir. Dolayısıyla sağlıklı karar(lar) verebilmek için teenni ile hareket etmek icap ediyor. Aslında “siyaseten” çözümlenecek olan bu konuyu Türkiye çok fazla dert edinmemelidir. Süreci iyi idare ederek lehine çevirmeyi başarabilmelidir. Bir kısım siyasetçilerin haricinde işin Amerika boyutu ise tamamen farklı bir durum arz ediyor. Çünkü Amerika halkının daha farklı gündem, istek ve ihtiyaçları var. Yüzyıl önce Türkiye ile Ermenistan arasındaki bir olay onları hiç de ilgilendirmiyor.  

 

Ermeni Tasarısı ABD Kongresi'ne gelse bile Kongre neden geçmesine müsaade etmez? ihtimalli sorusuna gelirsek… Bu konu ile ilgili olarak ilk önce şuna bakmak gerekiyor. Devlet politikası olarak ABD için Ermeniler mi daha önemlidir, yoksa Türkiye mi? ABD politik argümanlarını, siyasî ve ekonomik nüfuzunu Ermenistan'la mı gerçekleştirebilir, yoksa Balkanlar, Kafkasya, Türk dünyası ve Ortadoğu'daki Türkiye'nin rolünü göz ardı mı edecektir? Jeopolitik konumu ve tarihi bağları itibari ile bütün bir coğrafyanın düşünülmesi gerekiyor –ki, ABD de bunu düşünmek zorundadır.

 

Bugün ABD'nin en önemli dış politik hassasiyeti Afganistan ve Irak'tır. Dolayısıyla Kongre bu tasarı önüne geldiği zaman en önemli unsur olarak Türkiye'yi düşünecek ve ona göre karar verecektir. Belki de tasarı henüz Kongre aşamasına gelmeden önce gerekli girişimleri bizzat iktidardaki politikacılar yapacaklardır. Çünkü bu karar uzun vadede Türkiye-ABD ilişkilerine zarar verir ve ABD'nin dış politikası için büyük bir tehlikedir. Türkiye'nin reaksiyoner bir tavır sergilemesi ABD için hiç de küçümsenmeyecek bir hal içerir. Konunun hassasiyetini anlamak için 1 Mart Tezkiresini hatırlamak yeterli olacaktır.

 

Diğer yandan Obama, “Stratejik müttefik”likten, “Stratejik ortaklığa” dönüşen bir ilişki içerisine girdiği Türkiye'yi ABD'de ve Avrupa'da oluşturulan lobilere feda etmeyecektir. “Stratejik ortaklık” kavramı üzerinde özellikle durmak gerekiyor. Bu kavram sıradan oluşturulmuş bir kavram olarak karşımıza çıkmaz. George W. Bush döneminde dile getirilmeye başlanan bu kavram, Obama döneminde daha ağırlıklı bir hale gelerek konuşulmaya başlandı. Netice itibari ile ABD'nin bu coğrafya ile ilgili atacağı her adımda ve Türkiye ile dostluğunda bütün bir ABD halkının çıkarları söz konusudur. Ancak burada Ermeni lobilerinin de ABD siyaset çevrelerinde güçlerini ve etkilerini gözden kaçırmamak gerekiyor.

 

ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde oylanması beklenen Ermeni Tasarısı geçtiği takdirde çok fazla bir sorun olacağı kanaatinde değilim. Değil Komisyondan geçmesi, Kongreden geçmesini bile çok fazla abartmamak gerekiyor. Tasarı Komisyondan geçtiği takdirde tabii ki her ülke gibi Türkiye'nin de mutlaka bir tepkisi olacaktır. Tepkisizlik “sükût ikrardan gelir” fehvasınca kabul etmek anlamına gelir ki bu kabullenilecek bir durum değildir. Tepkiselliğini kademeli bir şekilde ve en üst perdeden dirayetle yapması gereken Türkiye; ABD Büyükelçisini geri çağırabilir, Afganistan'da bulunan NATO içindeki askerlerini geri çağırabilir (belki hepsi olmasa bile hiç olmazsa bir kısmı), İncirlik üssünü kapatabilir, vs. Ancak gerek Türkiye gerekse ABD konunun buraya kadar gelmesini istemeyecek, daha önceleri yaşanan tecrübeler çerçevesinde konunun çözümü için gerekli bütün girişimleri yapacaklardır.

 

ABD'de bulunan güçlü Yahudi lobilerinin oylamadaki rolü ve tavırlarına gelince… ABD Kongresinde yarın oylanacak Ermeni Soykırımı iddialarına karşı Türkiye'nin Washington Büyükelçiliği yoğun bir lobi yürütürken, büyükelçi Namık Tan'ın geçen hafta görüştüğü Ulusal Güvenlik İşleri Yahudi Enstitüsü (JINSA) bir duyuru yayınlayıp tasarının reddedilmesi gerektiğini savundu. Ancak açıklamaya rağmen 46 üyeli komitede oy kullanacak 7 Yahudi milletvekilinin blok olarak tasarıya onay vereceği neredeyse kesin. İronik bir dilin kullanıldığı JINSA'nın açıklamasında şöyle deniliyor: “Californiya'ya dönen kırlangıçlar gibi Kongre'nin Osmanlı tarihi tartışma inadı da bir bahar emaresi. Türk Hükümeti'nin 20. Yüzyıl başında Ermenilerin Osmanlı Türkleri tarafından korkunç bir şekilde öldürülmelerini soykırım kabul eden Kongre tasarısının reddedilmesi için Amerikan Yahudi toplumundan yardım istemesi de bir ritüel. Ağılıklı olarak Ermeni Amerikalılar tarafından desteklenen Ermeni tasarısına karşı çıkılmalı ve tasarı başarısız kılınmalıdır.” Hürriyet gazetesinin (3 Mart 2010, Tolga Tanış/Washington) konuyla ilgili haberine bakılırsa; “46 üyeli komitenin şu anda 7 Yahudi kökenli üyesi var. Bu üyelerin 6'sı (Başkan Howard Berman, yardımcısı Gary Ackerman, Brad Sherman, Eliot Engel, Gabrielle Giffords ve Ron Klein) 2007'deki oylamada da komite üyesiydi ve hepsi de soykırım iddialarının tanınması yönünde oy kullanmıştı. Bu ekibe, şimdi Nebraska Milletvekili Shelley Berkley de katılacak. Başkan Berman dâhil Yahudi kökenli üyelerin 4'ü zaten yasanın hazırlayıcıları arasında. Diğer 3'ünün de 2007'deki oyunu değiştirmeyeceği dikkate alınınca, komitedeki Yahudi üyelerin tümünün yine soykırım iddialarının tanınması yönünde oy kullanacağı kesin gibi duruyor. Bu arada yasanın hazırlayıcısı California Milletvekili Adam Schiffin'ni de Yahudi olması dikkat çekiyor.”

 

Gazetede yer alan diğer iki haber de konunun sadece bir kısım temsilciler arasında önem taşıdığını ve Türkiye-Amerika ilişkilerine zarar vereceğini, böyle bir tavır içerisine kesinlikle girilmemesini göstermesi açısından önemli. Haberler aynen şöyle: “ Washington Post gazetesinde yer alan bir makalede ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde yarın oylanması beklenen Ermeni Tasarısı için “maskaralık” tanımı yapıldı. Henri J. Barkey imzalı yazıda, ABD'li politikacıların, Türkiye'nin eninde sonunda engelleyeceğini bile bile, sırf ermeni lobisine yaranmak için tasarıyı gündeme getirdiği belirtiliyor. “Ermeni Tasarısı nereden bakarsanız bakın bir maskaralık” başlığıyla verilen yazıda, Ermeni seçmenleri için iyi bir şey yapmak isteyen ABD'li siyasetçilerin bir yere varması imkânsız olan bu tür tasarılarla uğraşmak yerine Türkiye-Ermenistan yakınlaşmasını desteklemeleri gerektiği ifade edildi. Ayrıca 1915'deki olayların bir “soykırıma” işaret ettiğini savunan Barkey, Türk, Ermeni ve Amerikan siyasetçilerinin hepsinin işi sulandırdığını ileri sürdü.”

 

Gazetelerde her gün konuyla ilgili yoğun bir haber akışı söz konusu. Meselâ ekonomik açıdan önemli görünen “CEO'lardan “ret” Çağrısı” başlıklı başka bir haberde şöyle deniyor: “ABD'de Savunma, havacılık ve uzay endüstrisi alanındaki önde gelen şirketler, Temsilciler Meclisi milletvekillerini, Ermeni tasarısını reddetmeye çağırıp Türkiye'ye ihracatın tehlikeye atılacağı uyarısında bulundu. Lockhed Martin, Boeing, Raytheon, United Technologies ve Northrop Grunman şirketlerinin icra kurulu başkanları, Temsilciler Meclisi Dışişler Komitesi Başkanı Howard Berman'a, 26 Şubat'ta ortak mektup göndererek, “tasarının komiteden geçmesinin Türk-Amerikan ilişkilerinde çatlağa yol açacağı” yönünde uyardı.”

 

“One minut”ten sonra Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler malum. Buna İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon'un yaptıklarını, sonuç itibari ile devlet olarak özür dilemelerini de eklersek Türkiye ile İsrail arasındaki mesafenin bu mânâda biraz açıldığını söylememiz mümkün. ABD'deki en önemli Yahudi lobilerinden birinin açıklamalarına göre tarafsız kalacaklarını ifade ediyor, yani ne evet ne de hayır diyeceklerini, çekimser kalacaklarını ifade ediyor olsalar bile Komisyon'da tasarının lehinde oy kullanacakları ve “Evet” oyu verecekleri kuvvetle muhtemel. Hatta tasarının kaderini Yahudi kökenli temsilcilerin ve başkanın belirleyeceğini söyleyebiliriz.

 

Türkiye'nin İsrail ile ilişkilerinin iyi olmaması, bu dönemde Ermeni lobisi için bulunmaz bir fırsat. İlişkilerin bu denli limoni olması onların da işine geliyor. Ermeni lobisinin en büyük isteklerinden biri de protokollerin meclislerden geçirilmemesi. Eğer geçirilmiş olsaydı, bu lobilerin ellerinden en önemli silahları da alınmış olacaktı.

 

Ancak kanaatime göre, Yahudiler bu tasarıya şimdilik evet oyu verecek olsalar bile Kongre zamanı görüşlerini değiştirecekleridir. Çünkü Yahudi için en önemli şey ekonomik ilişkilerdir, daha açık söylersek paradır. İsrail'le güçlü bir şekilde ekonomik ilişkiler devam ediyor; Heronlar, tanklar, istihbarat akışının devam etmesi, askeri yazılımlar vs. Farklı bir açıdan bakacak olursak, demokratik ve güçlü bir Türkiye'ye İsrail devletinin de ihtiyacının var olduğunu görürüz. Ortadoğu'yla, İran'la, Suriye ile ilişkilerinde Türkiye çok önemli bir unsur. Uranyumu zenginleştiren, bunu daha sonra silah haline getirecek olan bir İran'a karşı İsrail'in Türkiye gibi bir ülkeye ihtiyacının olmaması düşünülemez.

 

Bir bakıma “One minute” in rövanşı olarak gördüklerini düşündüğüm Yahudilerin bu tasarıya “evet” oyu kullanmalarını pek önemsememek gerekiyor. Yahudiler burada -bana göre- tribünlere oynuyorlar. Dünyada kendilerinden başka soykırıma uğramış bir millet görmek isterler mi sanıyorsunuz?

 

Peki, Ermeni meselesi gerçekten bir tarihî mesele midir? Yani tarihçiler bu meseleyi çözemezler mi? Bu konu da senelerden beri dile getirilen ve bir türlü dilden düşmeyen fikirler arasında yer alıyor. Sorunun ikinci kısmından başlayacak olursak iki ayrı cevap verebiliriz. Evet, hem çözebilirler, hem çözemezler. Çözebilirler tarafından yaklaşacak olursak, Başbakanlık Osmanlı Arşivi'ndeki binlerce belge dünyadaki bütün araştırmacılara açıktır. Ermenistan tarafından da konuyla ilgili bütün arşiv belgeleri açılarak gerek iki ülke tarihçileri, gerekse ilmiyle temayüz etmiş diğer Avrupa ve Amerika'daki ilim adamlarından müteşekkil bir ilmî heyet bu konuyu oturup tarafsız bir şekilde çözüme kavuşturabilirler. Zannediyorum bu meseleye Türkiye itiraz etmeyecektir. Zira senelerden beri en etkili devlet adamları seviyesinden bu görüş seslendiriliyor. Diğer yandan Ermenistan da kendi arşiv belgelerini ilim adamlarının istifadesine açmalıdır. Bilebildiğim kadarı ile bugüne kadar böyle bir girişimde bulunulmamıştır. Arşivini açmaya cesareti olmayan bir milletin söyleyecekleri bu seviyeden öte sadece “kuru bir iddia”dan ibaret kalacaktır. Yıllardan beri Ermenistan böyle bir davete karşılık vermedi/veremedi. Türkiye ile Ermenistan arasında “Ermeni Soykırımı” ile ilgili meselenin bu yönüyle, yani tarafsız ilim adamları tarafından akademik seviyede ele alındığı takdirde çözülemeyecek herhangi bir tarafı yoktur.

 

Çözemezler, çerçevesinden yaklaşacak olursak… Dikkat edilirse gerek bazı Avrupa parlamentolarında, Kanada'da ve diğer bazı ülkelerin parlamentolarında konu Ermenilerin lehine olarak kabul edildi. Türkiye, “bu mesele tarihî bir meseledir, dolayısıyla bu konuları ilim adamlarına bırakalım, konu onları ilgilendiriyor. Onlar çözüme kavuştursun” diyorsa da, bilindiği üzere Avrupa parlamentoları, kendilerinin konuya zaten ilmî olarak bakmadıklarını, siyasî olarak baktıklarını açıkça ifade ediyorlar. Yani “biz öyle olmasını istediğimizden dolayı sizin meseleyi biz böyle kabul ediyoruz. İşinize gelirse” demek istiyorlar. Tam bir kurt kuzu hikâyesi; suyu niye bulandırıyorsun… Doğrudur, Ermeni soykırımı meselesi artık tarihî ve ilmî bir mesele olmaktan çıkmış siyasî bir mesele, hatta polemik konusu haline gelmiştir. Garibim tarihçilere kimsenin baktığı yok ki… Onun için ilim adamları bu meseleyi çözemezler…

 

ABD-Türkiye ilişkilerini çok iyi okumak gerekiyor. Amerika Türkiye'nin AB sürecinde yara almadan devam etmesini, nispeten bir iç istikrarın oluşmasını, askerî sistemin demokratik, AB ve ABD'de olduğu gibi belirli bir çizgiye çekilmesini istiyor. Kavgalı bir yapının oluşmasından, siyasî ve ekonomik bir dalgalanmanın getireceği etkilerden uzak kalmasını istediğini söylememiz mümkün. Aslında ABD'nin Türkiye'den bir istikrar ortamı oluşturmasına katkı yapmaya çalıştığını söylememiz gerekiyor. Zira Orta Asya'da altı tane Türk devleti var. Bunlarla ilişkileri düzenlemek ve belirli bir seviyede bu ilişkileri sürdürebilmek için güçlü bir Türkiye'ye ihtiyacı olduğunu gözden kaçırmamak gerekiyor. Diğer yandan Türkiye'nin de ABD'ye ihtiyacı var; IMF ile olan ilişkiler, AB süreci, demokratik açılımlar, askerî vesayetin kalkması, bölgedeki nüfuzunun gün geçtikçe artması vs. Dolayısıyla ikili ilişkilerin zedelenmemesi için Türkiye'nin ve ABD'nin birkaç oy uğruna heba edilmesine müsaade etmemeleri gereken bir konudur Türkiye-Ermenistan ilişkileri.

 

Burada hemen şu soru akla gelebilir; Çizilen bu olumlu tablo karşısında neden Amerika her yıl 1915 olaylarını gündeme taşıyor ve konu Türkiye'nin en önemli gündem maddesi haline getiriliyor? Aslında ABD için 1915 yılı Ermeni olayları o kadar da önemli değil. Ancak bu bir siyasettir ve dış politikada taşların bir satranç gibi hareket ettirildiği unutulmamalıdır. Dış politikada “mutlak” ve “devamlı” bir dostluk anlayışının olmadığı bilinmelidir. ABD, Rusya ve diğer devletlere karşı birlikte hareket ettiği ve çıkar ilişkisine girdiği Türkiye'nin güçlü olmasından yana olmakla birlikte, yine kendi çıkarları için bir başka devleti veya devletleri de Türkiye'ye karşı kullanmak için çantada bir koz aracı olarak gerektiğinde icrâ-yı faaliyette bulunmasını sağlamak amacıyla tutar. Ermenistan Soykırımı meselesi de aynı çizgide değerlendirilecek konular arasındadır.

 

ABD'yi aslında demokrasiden ziyade lobilerin yönettiği bir ülke olarak görmek daha uygun olur. Bu ülkeyi şirketlerin (birileri komplo teorisi olarak görüp konuyu geçiştirmeye çalışsa da; ABD'yi derin devletin [para, silah lobileri, ekonomik kuruluşlar, petrol firmaları gibi]- diyebileceğimiz unsurların) yönettiğinin bilinmesi gerekiyor. Zira kuruluşu da öyledir. ABD siyasî bir varlık olarak ayakta durmak ve siyaset belirlemekten ziyade finansın Avrupa'dan ABD'ye geçmesiyle birlikte güçlenmiş ve dünya siyasetinde etkin roller oynamaya başlamıştır. Bu çerçeveden bakıldığında ABD için en önemli şeyin para olduğu açıkça görülür. Dolayısıyla ABD yönetimine baktığınızda bu sisteme Demokrasiden ziyade Parakrasi diyebilirsiniz.

 

Türkiye Ermenistan'la ilişkilerinde konuyu Karabağ meselesine getirmeseydi, hadise bu kadar da uzamayacaktı. Ancak Karabağ meselesi Azerbaycan için ne kadar önemliyse Türkiye için de o kadar önemlidir. Ermenistan ile olan ilişkilerde masanın üzerinde pazarlık unsuru olarak Karabağ konusu her zaman yerini alacaktır.

 

Diğer yandan üzerinde durulması ve ciddiyetle düşünülmesi gereken konulardan birisi de şu: Ermenistan sınırı açılsa, ekonomik açıdan Ermenistan halkı ne Diasporaya ne de Rusya'ya ihtiyaç duymasa, Ermenistan'ın tavrı ne olur? Türkiye'nin durumu ne olur? Belki de üzerinde düşünülmesi gereken en önemli konulardan birisi de budur…

 

Milletlerin tarihî meseleleri konuyla hiç ilgisi olmayan parlamentolar tarafından karara bağlanır olması dünyadaki demokrasi ve insan hakları kavramının 21. yüzyılda gelmiş olduğu yeri göstermesi açısından önemlidir!

 

Son olarak bir de şu hususa dikkat çekelim ki; Ermeni Tasarısının Komisyonda oylanması ve aleyhimize bir sonucun çıkması halinde Türkiye ile ABD ilişkileri zedelenecek ve bu durum Türkiye-Ermenistan ilişkilerine de hiçbir katkı sağlamayacaktır…

 

Bütün meseleleri siyasî, askerî, ekonomik ve kültürel açıdan çok güçlü bir Türkiye çözer. Gerisi lâf u güzâf…

 

 

 

Bu yazı toplam 294 defa okunmuştur
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI