ÇOK OKUNANLAR
YORUMLANANLAR
PİYASALAR
DOLAR
1,5285
EURO
1,9585
IMKB
59.495
ALTIN
392,68
POSTA LİSTESİ
LİNK BANKASI
GAZETELER

HAVA DURUMU
Ankara16/34 ºC
Erzurum8/24 ºC
İstanbul23/31 ºC
İzmir24/36 ºC
NÖBETÇİ ECZ.
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
YAHUDİ AVRAM’IN RUM PAPAZI KONSTANTİN’E ETTİĞİ
26 Haziran 2010 / 21:20
Yıl: 1860… Yer: Rodos Adası…

Yıl: 1860… Yer: Rodos Adası…

Bundan tam 150 sene önce… Rodos Adası'nın Osmanlıya bağlı olduğu dönemlerde küçük gibi görülebilecek, ancak taşıdığı anlam itibari ile büyük ve önemli bir hadise cereyan ediyor. Bâb-ı Âlî[1]'den “Cezâyir-i Bahr-i Sefîd Vilâyeti'ne”[2] gönderilen belgeye göre[3] Rum papazı Konstantin'in başındaki Uskufayı[4] zorla alıp içine gübre koyan Yahudi Avram'ın üç ay hapsedilmesi ile ilgili olay özetle şöyle naklediliyor:

Rodos Adası sakinlerinden Yahudi Avram'ın Rum papazlarından Konstantin'in başında bulunan uskufayı zorla alıp içine gübre koyması sabit olduğundan Yahudi Avram'ın altı ay müddetle hapsedilmesine ve tevkifine karar verilmiş, aynı zamanda konu hakkında gerekenin yapılabilmesi için ekli mazbata Meclis-i Vâlâ[5]'ya havale edilmiştir. Ancak konuyla ilgilenen Meclis-i Vâlâ bahse konu Yahudi'nin böyle altı ay müddetle hapsinin kanuna uygun olmadığından, davanın aslının Konstantin adlı papazın başındaki şeye taarruzdan neş'et ettiğinden, bunun da bütün bir mezhebe/mezhep mensuplarına taarruz demek olduğundan ceza kanunun yüz otuz ikinci maddesi hükmüne uygun olarak hapis cezasının altı ay değil de üç ay olmasına karar vermiştir. Bu vesileyle Yahudi Avram hapse giriş tarihinden itibaren üç ay yattıktan sonra tahliye edilecektir.

* * *

İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon'un Türkiye'nin İsrail Büyükelçisi O. Çelikkol'a karşı sergilemiş olduğu “Alçak koltuk” tavrı, Başbakanlık Osmanlı Arşivi'ndeki bu belgeyi hatırlamamıza sebep oldu. Şimdi ilk önce Türkiye ile İsrail arasında büyük bir diplomatik krize neden olan bu olayı -biraz detaylı olmakla birlikte- hatırlayalım, daha sonra da konuyla ilgili değerlendirmelerimizi yapalım.



[1] Bâb-ı Âli; “Büyük kapı” demektir. Osmanlı Devleti'nin sonuna kadar devlet idaresinin merkezi sayılan yere verilen isimdir. Bugünkü karşılığı olarak “Başbakanlık” denilebilir. Bugünkü İstanbul Valiliği'nin bulunduğu yerdir.

[2] Cezâyir-i Bahr-i Sefîd Eyaleti veya Cezâyir-i Bahr-i Sefîd Beylerbeyliği, Ege Denizi'ndeki Oniki Ada'nın oluşturduğu Osmanlı eyaletine verilen addır. Eyalet 16. yüzyılda kurulmuştur. 17. yüzyılda Kavala, Kocaeli ve Manisa bu eyalete bağlı sancaklar idi. 1784 yılında Kıbrıs Eyaleti de Cezâyir-i Bahr-i Sefîd Eyaleti'ne dâhil olmuştur. 1864 yılında Cezâyir-i Bahr-i Sefîd Eyaleti kaldırılmış yerine Cezayir-i Bahr-i Sefid Vilayeti kurulmuştur.    

[3] Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), A.} MKT. UM., 437/3, 04.CA.1277 [18.11.1860].

[4] Dinî bir örtü.

[5] II. Mahmud döneminde ıslahat hareketlerinin gerektirdiği yeni nizamnameleri hazırlamak, memurların muhakemesiyle meşgul olmak, gerek görülen devlet işlerinde oy vermek üzere 1837 yılında kurulan meclisin adıdır. Tanzimat'tan sonra işlerin çoğalması sebebiyle “Meclis-i Âlî-i Tanzimat” ve “Meclis-i Ahkâm-ı Adliye” birleştirilerek yine “Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye” adı altında bir meclis oluşturulmuş ve bu meclis “İdare”, “Tanzimat” ve “Adliye” adlarıyla üç kısma ayrılmıştır. İdare kısmı mülkî ve malî işlerle, Tanzimat kısmı kanun ve nizamnamelerin tedkik ve düzenlenmesiyle, Adliye kısmı da bazı davalarla meşgul olmuştur. 1867 tarihinde bu meclis tekrar “Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliye” ve “Şûrâ-yı Devlet” olmak üzere iki kısma ayrılmıştır.

 

Bilindiği üzere Ayalon, İsrail Meclisinde 15 sandalyesi bulunan aşırı milliyetçi Beiteinu (Evimiz) partisinden. Ayalon, Türkiye'deki “Kurtlar Vadisi” dizisinin bir bölümünde İsrail askerlerinin Müslüman bebekleri kaçırıp Yahudileştiren kişiler olarak gösterilmesini protesto etmek için Çelikkol'u aşağılayacak şekilde kameraların önünde görüşmüştü. İsrail parlamentosu Knesset'teki ofisinde Çelikkol'u daha aşağıdaki bir kanepeye oturtan Ayalon, televizyon kameramanına İbranice “Daha alçak bir koltukta oturduğuna, masada yalnızca İsrail bayrağının olduğuna ve gülümsemediğimize dikkat edin” demişti. Ayalon bu görüşmede Türk büyükelçisinin elini sıkmayı reddetmiş, ayrıca görüşmede diplomatik geleneklere aykırı olarak da Türk bayrağı bulundurulmamıştı.

Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Muhalefet partileri yek-vücut

Danny Ayalon'un yapmış olduğu bu çirkin ve diplomatik nezâketten yoksun tavır Türkiye tarafından anında karşılığını bulmuş, başta cumhurbaşkanı, başbakan ve muhalefet parti temsilcileri olmak üzere gerekli açıklamalar yapılmıştı; Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İsrail devletinden resmen özür beklediğini, özür dilenmediği takdirde, Türkiye'nin Tel Aviv Büyükelçisini geri çağırma tehdidinde bulundu ve İsrail'e resmi özür açıklaması için Çarşamba akşamına kadar süre tanıdı.

Başbakan Erdoğan da İsrail'den yapılan Türkiye'ye yönelik açıklamalar konusunda “böyle bir yaklaşım, anlayış İsrail yönetimi tarafından gösterilirse, tabii ki Türkiye tarafından karşılığını her zaman için bulacaktır” dedi. Erdoğan sözlerine devamla, “Şunun İsrail tarafından bilinmesini isterim. İsrail`in şu andaki mevcut yönetiminin bir koalisyon hükümeti olması Türkiye'yi bağlamaz. O kendi iç sorunudur. Ancak koalisyon hükümeti olarak, koalisyon hükümetinin ortak ilkeleri olur ve bu ortak ilkeler çerçevesinde herkes bu ilkelere saygılı olarak hareket eder. Yani şu anda 'uç bir siyasi parti mensubu şöyle bir açıklama yaptı, bunu hoşgörüyle karşılayalım' diye asla bir anlayışın içine giremeyiz. Biz asırlar boyu, İsrail halkına karşı, Musevîlere karşı gerekli hoşgörüyü göstermişiz. Bunun tarih şahididir ama şu anda böyle bir yaklaşım, böyle bir anlayış İsrail yönetimi tarafından gösterilirse, tabii ki Türkiye tarafından karşılığını her zaman için bulacaktır, bunun bilinmesi lazım.” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, Parlamentoda, gazetecilerin soruları üzerine, devletin mutlaka gerekli tepkiyi göstermesi gerektiğini ifade ederek, “Türkiye Cumhuriyeti”nin hiçbir temsilcisi, dünyanın hiçbir ülkesinde, hiçbir devletin yetkilisinin karşısında, ikinci sınıf bir insan muamelesine tabi tutulamaz, daha aşağıda bir muameleye tabi tutulamaz” dedi. “Diplomasi geleneği açısından böyle bir muamele olabilir mi?” sorusuna karşılık da Öymen, “Büyükelçinin elini sıkmadığı anlaşılıyor. Böyle bir muamele Türkiye'nin hiçbir zaman, hiçbir koşulda, hiçbir hükümet zamanında hak etmediği bir muameledir. Mutlaka gerekli cevap verilmelidir” ifadelerini kullandı.

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, İsrail'in Büyükelçi Oğuz Çelikkol'a yönelik tavrının kabul edilemeyeceğini belirterek, “Derhal özür dilenmeli” dedi. Büyükelçiye saygısızlık yapılmasının kabul edilemeyeceğini kaydeden Vural, “Herkes haddini bilmeli. İsrail'in tavrı, kabul edilebilir bir tavır değil. O tavır için nereden cesaret aldılar? Derhal özür dilemelidirler. Hükümet, bu kasıtlı davranışın hesabını, diplomatik yollardan sormalıdır” diye konuştu.

İsrail'den de tepki büyük

Son yıllarda dünya gündemine “politik nezaketsizlik” örneği olarak geçmiş, hatta diplomasi tarihini yazanlar için çok önemli bir örnek olarak kaydedilebilecek bu davranış, sadece bizim ülkemizde değil, Ayalon'un kendi ülkesi olan İsrail'de de büyük bir tepkiye yol açtı; İsrail'in Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon'un Türkiye'nin Tel Aviv Büyükelçisi Oğuz Çelikkol'a yönelik davranışı, İsrail Sanayi, Ticaret ve Çalışma Bakanı Binyamin Ben-Elizer tarafından sert bir dille eliştirildi. Ben-Elizer olaydan duyduğu öfkeyi dile getirirken; “Bundan hoşlanmadım” dedi ve “Türkiye'yi de İsrail'e karşı ülkeler safına itmenin ülkeye bir yarar sağlamayacağını” ifade etti. Bu davranışın “çok gereksiz” olduğunu ve “iki ülke arasındaki hassas ve karmaşık ilişkileri zedeleyebileceği”ni belirten Ben-Elizer, “Bu davranış çok ciddî ve küçük düşürücü. Türk büyükelçisinin onurunu korumak gerekirdi.” şeklinde görüşlerini belirtti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın İsrail'le ilgili sözlerinin eleştiri konusu olabileceğini de söyleyen Ben-Elizer, “Onunla bir sorun olduğundan hiç şüphe yok. Ancak bu eleştiri de saygı çerçevesi içinde yapılmalıdır.” ifadelerini kullandı.

Ben-Elizer'in bu şekilde görüşlerini dile getirmesi ve Dışişleri Bakanlığının da gerekli açıklamalar yapmasına karşılık Başbakan Binyamin Netanyahu'dan konuyla ilgili herhangi bir açıklamanın gelmemesi, Dışişleri Bakanı Lieberman'ın da sessizliğini koruması dikkate şâyân bir tavır olarak kayıtlara geçmiştir.

İsrail'in devlet düzeyindeki bu tepkileri Ben-Elizer'le sınırlı da kalmadı. İşçi Partisi milletvekillerinden Daniel Ben Simon Başbakan Binyamin Netanyahu'nun Lieberman'ı çağırarak, “İsrail diplomasisini hangi seviyeye düşürdüğünü göstermesi açısından, Lieberman'ı alçak bir sandalyeye oturtmasını” tavsiye etti ve Netanyahu'ya bundan sonra daha büyük diplomatik sorunlara neden olmadan Lieberman'ı görevden alıp yerine daha uygun birisini getirmesini istedi. Diğer partilerin milletvekilleri ve eski bakanlar da Ayalon'u sert bir dille eleştirdi. Haaretz'deki yorumlardan birinde; “Türkiye Dışişleri hiç bu kadar aşağılanmamıştı” deniyor. Jerusalem Post'un haberine göre, Beiteinu (Evimiz) partisinden adı verilmeyen bir kaynak, Ayalon için “Siyasi kariyeri bitti” (…) “Bir diplomat olarak itibarı zarar gördü. Bu silinmeyecek bir leke.” diyor. Diğer yandan Tel Aviv'deki Türk büyükelçiliğini arayan, aralarında yazar, sanatçı ve basın mensuplarının da bulunduğu yüzlerce İsrailli vatandaş Türk temsilciye yapılan davranıştan duydukları utancı ve üzüntüyü dile getirirken, Tel Aviv'de bulunan diğer yabancı ülkelerin diplomatik temsilcileri de olaydan büyük bir rahatsızlık duyduklarını ifade ettiler.

Türk Dışişlerinin diplomatik duyarlı açıklaması

Bu arada İsrail Dışişleri Bakanlığı'nın dünyada İsrail'e ahlâk dersi verecek en son ülkenin Türkiye olduğu ile ilgili açıklaması iki ülke arasındaki bardağı taşıran son damla oldu. Türk Dışişleri Bakanlığı, İsrail Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasındaki Türkiye'ye yönelik ifadeleri “şiddetle” kınadı. Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, İsrail`in Filistin'e yönelik uygulamaları hakkında Ankara tarafından dile getirilen eleştiri ve uyarılara cevaben İsrail Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaların “esefle” karşılandığı belirtildi. “Türkiye'nin bölgeye yönelik dış politikası lafzı ve ruhuyla tüm ülkelerin ve halkların barış, güvenlik ve istikrarının sağlanmasını, bu amaçla orantısız güç kullanımı ve izolasyon uygulamaları yerine diyaloğun, angajmanın ve barışçıl yöntemlerin öne çıkarılmasını amaçlamaktadır” denilen açıklamada, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bu doğrultudaki barışçıl girişimlerinin bölgede ve ötesinde takdir toplamakta olduğu ve münhasıran İsrail'in Gazze'deki kabulü mümkün olmayan uygulamaları ile politikalarına yönelik olduğu bildirildi.

Türkiye'de Yahudi aleyhtarlığının tahrik edildiği iddialarının da her türlü temelden yoksun olduğunu belirten Bakanlık, “Tarihi sicilimiz ve anti-Semitizmin bir insanlık suçu teşkil ettiği yönünde bizzat Sayın Başbakanımız tarafından yapılan açıklamalar bu iddianın mesnetsizliğinin en bariz kanıtıdır” ifadelerini kullandı.

Dışişleri Bakanlığı'nın açıklaması, “İsrail Dışişleri Bakanlığı açıklamasında yer alan Türkiye'ye yönelik ifadelerin iç siyasî mülahazalarla yapılan ve amacını aşan sözler olduğuna inanıyor, açıklamadaki ifadeleri şiddetle kınıyoruz” sözleriyle son buldu.

Türkiye, İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısının Türkiye'nin Tel Aviv Büyükelçisi Oğuç Çelikkol ile yaptığı görüşme sırasında takındığı tavır ve bunu yansıtış biçimine ilişkin izahat ve özür beklediğini bildirdi.

İsrail büyükelçisi Bakanlığa çağrılıyor

Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, “İsrail`in Ankara Büyükelçisi Gaby Levi Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Feridun Sinirlioğlu tarafından Bakanlığa çağrılarak, İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı (Danny Ayalon) Türkiye'nin Tel Aviv Büyükelçisi Oğuz Çelikkol ile yaptığı görüşme sırasında takındığı tavır ve bunu yansıtış biçimine ilişkin protestomuz iletilmiş, bu konu ile ilgili olarak izahat ve özür beklediğimiz bildirilmiştir” deniliyor. Açıklamada, “Gerek yaptığı son açıklamalarda, gerekse Tel Aviv Büyükelçimizle yaptıkları görüşmedeki söylem ve davranışlarıyla diplomasiyle bağdaşmayan bir tutum sergilemiş olan İsrail Dışişleri Bakanlığını diplomatik nezaket ve saygı kurallarına uymaya davet ediyoruz. Bu vesileyle Türkiye'yi bir ahlâkî sıralamaya tabi tutmanın hiç kimsenin haddi olmadığını vurgulamakta da yarar görüyoruz” denilerek, Tel Aviv Büyükelçisi Çelikkol'a yapılan muamele ile ilgili olarak telafi edici adımların atılmasının beklendiği kaydedilmiştir.

Türkiye'nin Tel Aviv Büyükelçisi Oğuz Çelikkol'dan gelen protesto açıklaması

Bir protesto da Türkiye'nin Tel Aviv Büyükelçisi Oğuz Çelikkol'dan geldi. İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon'un tavrıyla ilgili olarak, “Daha önce diplomatlık yapmış bir bakan yardımcısının sandalyelerin boyu ile iştigal etmesi ve bunun kendisine üstünlük sağladığını düşünmesinin en basitinden bir ilkellik olduğunu” söyleyen Çelikkol, “Sayın Bakan Yardımcısının, yarattığı mizansenin bir parçası olarak, İsrail basınına İbranice söylediklerini, İngilizce olarak söyleme cesaretini bulamadığı anlaşılıyor. İsrail Dışişlerinde böyle bir mizansen yaratılıp, aslında yaşanmamış bir olayın kendi kamuoyuna sanki olmuş gibi, farklı bir şekilde yansıtılmaya çalışılmasının da herhalde dünya diplomasisinde kolay rastlanılan bir davranış olmadığını” kaydetti.

Bu arada Türk hackerler da boş durmadı ve İsrail'in tanıtım sitesi hacklandı. İsrail'in tanıtım sitesinde “Stres” kodlu Türk hackerin yazdığı İngilizce metinde “Ayalon, Türk halkı seni asla unutmayacak” mesajı yer aldı. Ayrıca bu mesajın yanı sıra Bakan Yardımcısı'nın Frankenstein'e benzeyen bir fotoğrafı da yer aldı.

İsrail devlet olarak özür diliyor

İsrail'de yayımlanan Haaretz ve Jerusalem Post gazetelerinin haberlerine göre, Ayalon 12 Ocak gecesi yapmış olduğu açıklamada; “Türkiye'deki İsrail'e yönelik saldırıları protestom hâlâ geçerli. Ancak büyükelçilere hakaret etmek tarzım değil; gelecekte daha kabul edilebilir diplomatik usuller kullanacağım” şeklinde bir özür beyan etti. Ancak bu beyan Türkiye açısından yeterli görülmedi. 13 Ocak tarihli haberlere baktığımızda “Flaş… Flaş… İsrail Özür Diledi” anonsuyla duyurulan haberlerde İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon'un ikinci mektubunun Ankara'ya ulaştığı ve bu mektubun “Özür niteliğinde” olduğu bildiriliyordu. İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon, bu mektubunda Büyükelçi Çelikkol ve Türk halkından özür diledi. İsrail'in Haaretz gazetesi, Ayalon'un özür niteliğindeki ikinci mektubunun Ankara'ya ulaştırıldığını, Türkiye ile İsrail krizinde Cumhurbaşkanı Şimon Peres'in devreye girdiğini ve Peres'in isteği üzerine İsrail Dışişleri Bakanlığı Türkiye'ye resmi özür mektubu gönderdiğini yazdı. Özür dileme kararını Cumhurbaşkanı Peres ile Başbakan Binyamin Netanyahu birlikte aldılar. Öte yandan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da bir açıklama yaparak, “Konunun çözüldüğü umudunu taşıdığını” belirtti. Netanyahu, mektubun kaleme alınmasına bizzat katıldı.

* * *

Konumuza dönecek olursak; Evet bundan tam 150 sene önce, yani Osmanlı Devleti'nin yıkılmaya yüz tuttuğu, zayıf bir durumda olduğu dönemlerden bahsediyoruz. Güçsüz bir durumda olmasına rağmen bünyesinde barındırmış olduğu azınlıkların bütün haklarına saygı gösteren ve onlar arasındaki hak, hukuk ve adaleti tesviye eden Osmanlı Devleti, Ermeni'nin hakkını Rum'a, Rum'un hakkını da Yahudi'ye yedirmemiştir. Gerek kiliseler, gerekse cemaatler arası çatışmaların giderilmesinde hakkaniyetli bir tavır sergileyerek çözüm yolları arayan ve hadiseleri çözümleyici bir rol üstlenen Osmanlı Devleti'nin takınmış olduğu bu tutumla ilgili olarak Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde yüzlerce, belki binlerce belge mevcuttur.

İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Ayalon'un bilinçsiz ve siyaset yoksunu tavırları sonucu Türkiye ile İsrail arasındaki diplomatik ilişkilerin gerilmesine sebep olan bu olayın bize hatırlattığı nedenlerden biri; Osmanlı Meclisi'nin vermiş olduğu kararda; Yahudi Avram'ın yapmış olduğu hareketin Rum Konstantin'e değil, onun başında bulunan dinî bir sembole olması, dolayısıyla bu davranışın o mezhebe mensup bütün müntesiplere karşı yapılmış bir durum olduğudur. Hakaret sadece o şahsı bağlamayıp, onun şahsında bütün inananları da içine almaktadır. Hatırlanacağı üzere, Ayalon'un krizi tetikleyen bu hareketinden sonra gerek Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan R. Tayyip Erdoğan da bu minval üzere beyanatta bulundular. Yapılan hakaretin sadece Büyükelçi Çelikkol'a olmadığını, bütün bir Türk milletine karşı olduğunu ifade ederek, özrün Ayalon'dan değil İsrail devletinden beklendiğini kaydettiler. Bir diğeri de; Dışişleri Bakanlığında elçi veya daha farklı bir makamda Türkiye'yi temsil edecek yetkililerin sadece batı dillerinden birini veya birkaçını öğrenmelerinin yeterli olmadığı, tayin edilecekleri yerlerin resmî/mahallî dilini de bilmeleri gerektiği bu olayla daha vazıh bir hale gelmiştir. Batılı dillerden biri ile irtibat kurmaya çalışırsanız, sadece o ülkenin resmî erkânı ile temas kurmuş olur, halkı ile içli-dışlı olamaz ve gerekli istihbaratı sağlayamazsınız. Elçiliğiniz de sadece evrak memurluğuna döner.

İsrail devletinin işi fazla uzatmayıp içeriden ve dışarıdan gelen tepkileri de dikkate almak suretiyle devlet olarak özür dilemeleri gerginliğin bitmesine neden oldu. Dünyanın gözünde çok farklı bir yeri olan İsrail diplomasisinin Türkiye karşısında yanlışını kavrayıp hemen özür dilemesinde Türkiye'nin dış politik açılımlar çerçevesinde ortaya koymuş olduğu politika ve dik duruşun etkisinin olmadığını söylemek herhalde mümkün gözükmemektedir. Başta İsrail devleti olmak üzere hangi devlet olursa olsun, artık bundan sonra Türkiye'ye karşı alçak koltuk, yüksek tavır(!) sergilemenin pek de mantıklı bir tarafının olmadığı bu hadiseyle görüldü. O gün kimsenin hakkına tecavüz etmeyen, herkese hakkını taksim eden bir Osmanlı, bugün ise kendi hakkını kimseye kaptırmayan/kaptırmamak için mücadele veren bir Türkiye söz konusu…

Üç semavî dinin mukaddes bildiği ve Osmanlı Devleti'nin yüzlerce yıl huzur içerisinde idare ettiği bu milletlerin toprakları ne yazık ki şimdi anarşi ve terörün merkezi konumunda. Diyeceğim o ki; dili, dini, ırkı, rengi, mezhebi ne olursa olsun, tarihte “bir manga asker, bir on başı ile idare edilen” bu coğrafyanın güçlü bir Türkiye'ye ihtiyacı olduğu gün gibi âşikâr.

Velev ki birileri istemeseler bile... 

Kaynak: Haber69

Bu haber toplam 188 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER